İlk olarak 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve nüfusun daha önce maruz kalmadığı Corona virüsü, hastalığa sebep olan etmenin insanlara bulaşması, tehlikeli bir hastalığa yol açması ve kolayca yayılması sebebiyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “Pandemi” ilan edilmiştir.

Okumaya devam et

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlk olarak 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve nüfusun daha önce maruz kalmadığı Corona virüsü, hastalığa sebep olan etmenin insanlara bulaşması, tehlikeli bir hastalığa yol açması ve kolayca yayılması sebebiyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “Pandemi” ilan edilmiştir.

Corona virüsünün pandemi ilan edilmesi ile birlikte virüsün görülüğü ülkelerde hükümetler tarafından birtakım önlemler alınmaya başlanmış, bu önlemler sosyal hayatın yanı sıra ticari/ekonomik hayatta da olumsuz etkilere sebebiyet vermiştir.  Ekonomik hayatta meydana gelen olumsuz etkiler ile pandemi sebebiyle alınan önlemler taraflar arasındaki sözleşme ve hukuki ilişkilerin akıbetinin ne olacağı sorusunu da beraberinde getirmiştir.

Hükümet tarafından da kira sözleşmelerinin akıbetine ilişkin birtakım önlemler alınmış, 25.03.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7226 Sayılı Kanunun Geçici 2. Maddesi ile “1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz.” hükmü getirilerek COVİD-19 salgını kapsamında alınan önlemler sebebiyle iş hacmi azalan veya iş yeri kapatılan vatandaşların kira borcunu ödeyememesi sebebiyle taşınmazlardan tahliye edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Bu bağlamda, öncelikle COVİD-19 salgının mücbir sebep kabul edilip edilmeyeceği, akabinde COVİD-19 salgının genel hükümler çerçevesinde kira sözleşmelerine etkisini ve bu doğrultuda izlenebilecek yolların açıklanmasında fayda görmekteyiz.

  1. Mücbir Sebep Nedir ve COVİD-19 Salgını Mücbir Sebep Kabul Edilebilir Mi?

Mücbir sebep, kanunlarda tanımlanmamakla birlikte doktrinde “borcun ifasına engel olan ve herhangi bir kimse tarafından alınacak tedbirlere rağmen önüne geçilmesine imkan olmayan, beklenmedik, harici ve borçlunun iradesi dışında meydana gelen bir olay” şeklinde; benzer şekilde yüksek mahkeme kararlarında da “sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay” şeklinde tanımlanmakta ve deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi olayların mücbir sebep sayılacağı belirtilmektedir.

Tanımlamalardan anlaşılacağı üzere, COVİD-19 salgını, yüksek mahkeme kararları ve doktrin görüşleri çerçevesinde öngörülemezlik, beklenemezlik, karşı koymanın mümkün olmaması ve borçların bu sebeple ihlal edilmesi koşullarının sağlanması durumunda mücbir sebep kabul edilebilecektir. Öngörülebilir ve engellenebilir salgın hastalıklar mücbir sebep oluşturmayacaktır.

Mevcut koşullarda öngörülemezlik, beklenemezlik ve karşı koymanın mümkün olmaması koşullarını birlikte sağladığından COVİD-19 salgınının objektif olarak mücbir sebep kabul edileceği ancak her sözleşme/hukuki ilişki için doğuracağı sonuçların farklı olacağı açıktır.

Mücbir sebeplerin ortaya çıkması durumunda sözleşmenin akıbetinin ne olacağı hususu taraflarca akdedilen sözleşme içerisinde düzenlenmiş olabileceği gibi, mücbir sebep hükümlerine sözleşme içerisinde yer verilmemesi de mümkündür.

Taraflarca deprem, sel, yangın, salgın hastalık, doğal afet, ayaklanma gibi durumlar sözleşmede mücbir sebep olarak düzenlenmiş ve hükme bağlanmışsa, bu durumların ortaya çıkması sözleşmenin tarafları için doğrudan mücbir sebep teşkil edecek; sözleşmede düzenlenmemiş olması durumunda ise salgının mücbir sebep sayılması ve borçlunun borca aykırılıktan doğacak sorumluluktan kurtulabilmesi için, sözleşmenin ifa edilmesine etki etmesi gerekir. O halde, mücbir sebebin kira sözleşmelerine etkisi, sözleşmede hüküm altına alınıp alınmadığına göre ayrıca incelenecektir.

  • Kira Sözleşmelerinde Mücbir Sebep ve Buna Bağlanan Sonuçların Düzenlenmiş Olması

Taraflar, akdettikleri sözleşmede mücbir sebep ve mücbir sebebe bağlanan sonuçları hüküm altına almış olabilirler.

Böyle bir durumda, sözleşmede mücbir sebep olarak kararlaştırılan olay gerçekleştiğinde bu olayın sözleşmenin ifasına olan etkisi yönünde bir değerlendirme yapılmaksızın mevcut durum mücbir sebep olarak kabul edilecek; iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde sözleşme hükümlerine göre mücbir sebebe bağlanan sonuçlar meydana gelecektir.

Yüksek mahkemenin yerleşik kararlarında, her durumu kendi içerisinde değerlendirerek mücbir sebebin sözleşmedeki tanımı ve kapsamı ile özellikle iyi niyet ve dürüstlük kuralları kapsamında mücbir sebebin sonuçlarını değerlendirdiği görülmektedir.

  • Kira Sözleşmelerinde Mücbir Sebep ve Buna Bağlanan Sonuçların Düzenlenmemiş Olması

Mücbir sebebin taraflarca sözleşme içeriğinde kararlaştırılmamış olması durumunda ise, her somut olaya göre mücbir sebebin varlığı ayrıca değerlendirilecek ve dürüstlük kuralı ile genel hükümler çerçevesinde sözleşmenin akıbeti belirlenecektir.

Salgın hastalıkların da mücbir sebep olduğu yukarıda açıklanmıştı. Bu doğrultuda, COVİD-19 salgının sözleşmelerde mücbir sebep olarak sözleşmenin ifasına etki edip etmeyeceği her somut hukuki ilişki ve sözleşme için ayrıca belirlenecektir.

COVİD-19 salgınının bir hukuki ilişki/sözleşme bakımından borcun ihlalinde

  • Taraflarca salgının beklenmeyen ve önlenemez olması,
  • Harici ve borçlunun iradesi dışında gerçekleşmesi koşullarını sağlaması bakımından objektif olarak mücbir sebep kabul edilebilecek,
  • Ancak salgının mutlak ve kaçınılmaz olarak borcun ihlaline yol açıp açmadığı her hukuki ilişki/sözleşme için kendi içerisinde değerlendirilecektir.

Örnek vermek gerekirse, konut niteliği haiz bir taşınmazda kiracı sıfatı ile ikamet eden emekli öğretmen bir kiracı bakımından COVİD-19 salgını kapsamında bu tarih itibari ile alınan önlemler dolayısıyla sözleşmenin ifasında güçlüğe düşmesi veya kendisi bakımından ifanın imkansız hale gelmiş olmasından söz etmek mümkün olmayacaktır.

Oysa yemek sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin kiracısının COVİD-19 salgını sebebiyle alınan önlemler kapsamında işyerinin kapatılması durumunda veya özel sektörde hizmet akdine bağlı olarak çalışan bir kimsenin COVİD-19 salgını sebebiyle ücretsiz izne ayrılmış olması ve gelirinin olmaması durumunda sözleşmenin ifasının imkansız hale geleceği veya ifada aşırı güçlüğe düşüleceği açıktır. Bu örneklerin çoğaltılması mümkündür.

  • Mücbir Sebep Olarak Kabul Edilen Covid-19 Salgınının Sözleşme ile Üstlenilen Borçların İhlaline Sebebiyet Vermesi

Somut olaya göre COVİD-19 salgının mücbir sebep olarak değerlendirileceğini belirttikten sonra kira sözleşmelerine mücbir sebebin etkilerine gelindiğinde; bir mücbir sebep olarak COVİD-19 salgını sebebiyle sözleşme ile üstlenilen borçların ihlali, ifa imkansızlığı veya aşırı ifa güçlüğü şeklinde gerçekleşebilir.

  1. İfa İmkansızlığı

Türk Borçlar Kanununun Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı’nı düzenleyen Üçüncü Bölümünün Sona Erme Hâller’ini düzenleyen Birinci Ayırımında İfa İmkansızlığı düzenlenmiştir. (TBK m.136-137)

Buna göre;

  • Sözleşme kapsamında üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirilmesinin kısmen veya tamamen imkansızlaşması,
  • İmkansız hale gelmenin borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle gerçekleşmiş olması durumunda borç sona erer.

Burada konut kiraları, öğrenci yurt ve apartları ile iş yerleri bakımından ayrıma gitmekte fayda vardır.

  1. Konut kiraları bakımından;

Konutun her halükârda kişinin yaşamını sürdürmek üzere kiraladığı bir alan olması ve “Nevi telef olmaz” ilkesi gereği konut kiralarında COVİD-19 salgını sebebi ile ifa imkansızlığının ileri sürülerek borç ilişkisinin sona erdiğinin kabul edilmesi imkan dahilinde görülmemektedir. Konut kiraları bakımından şartları oluşmuş ise ifa güçlüğü hükümlerinin uygulanması daha olası bir çözüm yoludur.

Genel görüşümüz bu yönde olmakla birlikte, örneğin Türkiye’de uzun süreli olarak çalışmaya gelen ancak COVİD-19 salgını sebebiyle ülkesine dönmek zorunda kalan kiracı bakımından kira sözleşmesinden doğan borçların ifa imkansızlığı sebebiyle sona ermesinin mümkün olduğu kanaatindeyiz.

  • Öğrenci yurt ve apartları bakımından;

Yukarıdaki örnek ile benzer şekilde, öğretimini sürdüren öğrenci tarafından, COVİD-19 kapsamında hükümet tarafından alınan önlemler çerçevesinde örgün öğretimin süresi belirli olmaksızın online öğretime dönüştürülmesi sonucunda yurtta konaklamaya devam etmesi dürüstlük kuralları gereği kendisinden beklenemeyeceğinden sözleşmeden kaynaklı borcun fa imkansızlığı ile sona erdiğinden söz edilmesi mümkündür.

Bu durumda, öğrenci yurtları ile yapılan sözleşme bakımından önem arz etmese de apart olarak nitelendirilen taşınmazlarda yapılan sözleşmeler bakımından apartın öğretim sebebi ile kiralandığının sözleşmede belirtilmesi veya kiraya veren tarafından bilinmesi/bilinebilir olması ifa imkansızlığına dayalı olarak borcun sona erdirilmesi için gereklidir. Aksi durumda, kiralayanın ifa güçlüğüne dayalı olarak uyarlama, mümkün olmadığı takdirde fesih talep etmesi hukuken uygun olacaktır.

  • İş yerleri bakımından;

İş yeri kira sözleşmeleri bakımından ise iş yerlerinin faaliyet gösterdiği alana ve faaliyetin İçişleri Bakanlığı Genelgesi ile durdurulan faaliyetler kapsamında olup olmadığına göre bir ayrım yapmak daha uygun olacaktır.

Burada, kira sözleşmelerinde geçici imkansızlığın kabul edilerek sözleşmeye tahammül süresinin öngörüldüğü ve ifanın ertelendiği durumlarda kiraya verenin, geçici imkansızlık sebebiyle kira bedelinden bu süreç boyunca mahrum kalması, bu süre zarfında kiralanan üzerinde hiçbir suretle tasarruf da edememesi sebebiyle bu yol, taraflar arasında adeletsizliğe yol açabilecektir.

Genelge Kapsamı Dışında Kalmakla Birlikte Genel Sağlık Tedbirleri Kapsamında Faaliyetini Durduran/Kapanan İş Yerleri ile Alınan Önlemler Sebebiyle Kazancında Kayda Değer Azalma Olan İş Yerleri Bakımından

İçişleri Bakanlığı Genelgesinde yer almayan alanlarda faaliyet gösteren iş yerlerinden de birçoğu genel sağlık tedbirleri kapsamında faaliyetlerini durdurmuş veyahut iş yerlerini kapatmıştır. (Kırtasiye, pansiyon/otel, yalnızca paket servis yapan büfe/lokanta vb. iş yerleri)

Buna ek olarak, faaliyetlerini durdurmamakla birlikte, COVİD-19 salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında vatandaşlara mümkün olduğunca evden çıkılmaması yönünde yapılan uyarılar dikkate alındığında faaliyetini sürdüren işletmelerin de gelirlerinde azımsanamayacak derecede azalma söz konusudur.

Bahsi geçen iş yerleri bakımından da ifa imkansızlığından söz edilemeyecekse de ifa güçlüğü hükümleri kapsamından kiracı tarafından sözleşme koşullarında uyarlama, mümkün olmadığı takdirde sözleşmenin feshinin istenilmesi mümkündür.

  1. İfa İmkansızlığın Doğan Hakların Kullanılması

Bir mücbir sebep olarak COVİD-19 salgını sebebiyle ifa imkansızlığına düşen borçlu, ifa imkansızlığının meydana geldiğini ve borcunu ifa edemeyeceğini gecikmeksizin alacaklıya bildirmekle mükelleftir. (TBK. M. 136/3) Bu noktada, mevcut durumda mücbir sebebin herkesçe biliniyor olması ifa imkansızlığına düşen tarafı bildirim yükümlülüğünden kurtarmamakta, mücbir sebep herkesçe biliniyor olsa da ifa imkansızlığına düşen tarafın bu durumu gecikmeksizin alacaklıya bildirme yükümlülüğü devam etmektedir.

Bildirim yükümlülüğüne ek olarak ifa imkansızlığı sebebiyle borcunu ifa edemeyen taraf, bu sebeple doğabilecek zararın önlenmesi için gerekli önlemleri de almakla yükümlüdür. Bu yükümlülüklere uymayan borçlu, alacaklının bu sebeple uğradığı zararı tazmin etmek durumunda kalacaktır. (TBK. M. 136/3)

Şunu belirtmek gerekir ki, borcun ifası imkansız hale gelen borçlunun bildirim ve önlem alma yükümlülüğü bakımından bir şekil şartı öngörülmemişse de ispat kolaylığı bakımından ifa imkansızlığı sebebiyle borcun sona erdiğinin ve borçlu tarafından zararın en aza indirilmesi amacıyla alınmış olan önlemlerin yazılı olarak bildirilmesinde fayda vardır. Buna ek olarak, COVİD-19 salgını ile ifanın imkansız hale gelmesi arasındaki illiyet bağının da bu bildirim ile birlikte açık ve net olarak belirtilmesi gerekmektedir.

Karşılıklı edim yükleyen sözleşmelerde, ifa imkansızlığı sebebiyle borcun sona ermesi durumda, borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan aldığı edimi de sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında iade etmekle yükümlüdür. (TBK. M. 136/2) Örneğin; kiraya veren kira bedelini peşin olarak almış ise, ifa imkansızlığı ile borcun sona ermesi durumunda -kalan dönem için- almış olduğu kira bedelini iade etmek; kiracı da kiralanan taşınmazı makul süre içerisinde tahliye etmek zorundadır.

İfa imkansızlığı sebebiyle, bildirim ve önlem alma yükümlülüğüne uygun olarak sözleşmeyi fesheden/borcu sona eren taraf, alacaklının bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olmayacağı gibi, kira sözleşmesinin süresinden önce ve fesih sürelerine uyulmaksızın sona erdirilmesi sebebiyle de hiçbir yasal sorumluluğu doğmayacaktır.

  1. Aşırı İfa Güçlüğü

Mücbir sebep olarak COVİD-19 salgını, borçlunun borcunu ifa etmesini imkansız hale getirmemekle birlikte aşırı ifa güçlüğüne sebebiyet vermiş olabilir.

Türk Borçlar Kanununun İfa İmkansızlığı başlığı altında Aşırı İfa Güçlüğü şu şekilde düzenlenmiştir: (TBK. M.136)

  • Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum olması,
  • Bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması,
  • Bu sebebin sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi durumunda aşırı ifa güçlüğünden söz edilebilecektir.

Aşırı ifa güçlüğüne dayanılarak uyarlama ve fesih talep edilebilmesi için yukarıda yazılı koşulların sağlanmasının yanında, borçlu tarafından borcun henüz ifa edilmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan hakları saklı tutularak ifa edilmiş olması gerekir.

Görüldüğü üzere, aşırı ifa güçlüğünde ifa imkansızlığından ayrı olarak borç kendiliğinden sona ermediği gibi ifanın imkansız hale gelmesi de söz konusu değildir.

Aşırı ifa güçlüğünün söz konusu olduğu durumlarda borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanabilecektir.

Aşırı ifa güçlüğünü mevcut durum bakımından değerlendirdiğimizde örneklendirmek gerekirse:

  1. Konut Kiraları Bakımından;

COVİD-19 salgını sebebiyle alınan önlemler kapsamında kazancında kayda değer azalma meydana gelen ve bu sebeple kira bedelini ödeme borcunda güçlüğe düşen kiracı, bu durumun kendisi tarafından sözleşmenin ifası sırasında öngörülmesinin mümkün olmaması, şahsından kaynaklanmaması ve borcun ifasının kendisinden beklenilmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olması sebebiyle ifadan kaçınarak sözleşmenin uyarlanmasını, bu mümkün olmaz ise feshine karar verilmesini hakimden isteyebilir.

Tahdidi olmamak kaydıyla, kiracının hizmet akdine bağlı olarak iş gördüğü iş yerinde ücretsiz izne çıkarılması, iş gördüğü iş yerinin genel sağlık tedbirleri kapsamında kapatılması veyahut faaliyetinin durdurulması, sokağa çıkma yasağına tabi vatandaşlardan olması sebebiyle iş görme edimini yerine getirmediğinden iş akdinin askıya alınması, işletme sahibi olan kiracının iş yerinin Genelge ile faaliyetinin durdurulması ya da alınan önlemler kapsamında  iş hacminin azalması sebebiyle kazancında kayda değer düşüş olması bu madde kapsamında ifa güçlüğüne sebebiyet verecek hallerden sayılabilir.

  • İş yeri kiraları bakımından;

Yukarıda da değindiğimiz üzere, İçişleri Bakanlığı Genelgesinde yer almayan alanlarda faaliyet gösteren birçok işyeri de genel sağlık tedbirleri kapsamında faaliyetlerini durdurmuş veyahut iş yerlerini kapatmış ya da bu iş yerlerinin de alınan önlemler kapsamında iş hacimleri, dolayısıyla kazançlarında azalma söz konusu olmuştur.  (Kırtasiye, pansiyon/otel, yalnızca paket servis yapan büfe/lokanta vb. iş yerleri)

Bahsi geçen iş yerleri bakımından da ifa imkansızlığından söz edilemeyecekse de bu iş yerlerinde faaliyetini sürdüren işletme sahibi kiracıların kazançlarında meydana gelecek azalma sebebi ile borcun ifasında güçlüğe düşecekleri ve bu madde gereğince uyarlama, mümkün olmazsa feshine karar verilmesinin isteyebilecekleri aşikardır.

Her ne kadar, ilgili maddede uyarlamanın hakimden istenebileceği düzenlenmişse de, sözleşme serbestisi ilkesi gereği taraflar arasında anlaşmaya varılması suretiyle de sözleşme koşullarında değişiklik yapılabilecektir.

Anlatılanlar ışığında kiracı olarak kiraya verenden uyarlama talep ederken

  • Öncelikle mücbir sebebin varlığının herkes tarafından bilinip bilinmediğine bakılmaksızın mücbir sebebi kiraya verene bildirmesi,
  • Yine mücbir sebebin borcun ifasında meydana getirdiği aşırı güçlüğü açık ve anlaşılabilir biçimde kiraya verene bildirmesi,
  • Son olarak aşırı ifa güçlüğü sebebiyle talep ettiği uyarlamanın şeklini ve süresini de net olarak belirtmesi gerekir.

Bu şekilde kiracı, kiraya verenden sözleşmenin aşırı ifa güçlüğü sebebiyle askıya alınarak borcun ertelenmesini, askıya alınarak sözleşme koşullarında bedelde indirim, kira bedeline ortak giderlerin dahil edildiği durumlarda giderlerde indirim vb. şeklinde uyarlama yapılmasını veya yalnızca bedelde indirim, kira bedeline ortak giderlerin dahil edildiği durumlarda giderlerde indirim vb. şeklinde uyarlama yapılmasını; uyarlama ve askıya alınmanın kabul edilmemesi durumunda sözleşmenin feshedilmesini isteyebilir.

Uyarlama yapılırken esas olarak adalet, hakkaniyet ve dürüstlük kuralları göz önüne alınacaktır.

Böyle bir durumda kiracının, genel hükümler uyarınca kira sözleşmelerinin feshinde öngörülen usule uyulmaması sebebiyle herhangi bir sorumluluğu doğmayacaktır.

Sözleşmenin tarafların anlaşması veya mahkeme kararı ile uyarlanma sonrasında yeni bir mücbir sebebin (ekonomik buhran vb.) ortaya çıkması durumunda, yeni mücbir sebep bakımından koşulların sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilerek yeniden uyarlama yapılabilecek veya fesih söz konusu olabilecektir.

  1. Mücbir Sebeple İfa İmkansızlığı veya Aşırı İfa Güçlüğüne Dayalı Uyarlama ve Fesih Hakkının Yanı Sıra Kira Sözleşmesi Taraflar İçin Çekilmez Hale Gelmiş Olması Sebebi ile Feshedilebilir

Türk Borçlar Kanununun 331. Maddesinde “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.” Hükmü düzenlenmiştir.

İşbu yasal düzenleme uyarınca, COVİD-19 salgını sebebiyle kira sözleşmesinin sürdürülmesi kendisi için çekilmez hale gelen taraf, fesih bildirim sürelerine uymak suretiyle kira sözleşmesini feshedebilir.

7226 Sayılı Kanunun Geçici 2. Maddesi ile tahliyenin yasaklanmış olması sebebiyle bu hükmün 01.07.2020 tarihine kadar uygulanamayacağı görüşünde olan bir grup var ise de kiracı bakımından böyle bir durumun söz konusu olmadığı ancak kiraya veren tarafından bu 331. Maddeye dayalı olarak sözleşmenin feshedilmesinin Geçici 2. Madde gereği mümkün olamayacağı söylenebilir.

  • Temerrüt

Türk Borçlar Kanununun 117. Maddesinde muaccel bir borcun borçlusunun, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceği, 123.-126. Maddelerinde de kira sözleşmesi gibi tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde temerrüde ilişkin hükümler düzenlenmiştir.

Alacaklının temerrüt sebebi ile seçimlik haklarını, özellikle de dönme ve tazminat hakkını kullanabilmesi için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması gerekir. Borçlu, temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispat ettiği takdirde alacaklının temerrüt sebebi ile uğradığı zararı tazminden kurtulacaktır.

Bu doğrultuda, bir mücbir sebep olarak COVİD-19 salgını sebebiyle temerrüde düşen borçlu, kusuru bulunmadığından temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından da kurtulacaktır.

  • Sonuç Olarak

Sonuç olarak, COVİD-19 salgınının sözleşme ve hukuki ilişkiler bakımından objektif olarak mücbir sebep olarak kabulü mümkün olup, her olay için mücbir sebebin etkisinin sübjektif olarak değerlendirilerek şartların oluşması durumunda ifa imkansızlığı veya ifa güçlüğü sebebiyle kira sözleşmelerinin uyarlanması ve feshedilmesi mümkündür.

Ekonomik hayatın sürekliliğinin tüm vatandaşların lehine olduğu düşünüldüğünde, fesih yerine uyarlamaya başvurulmasının lehe olacağı düşüncesindeyiz.